4 Ocak 2011 Salı
Sayfalar Yetmez
Karanlık, sisli, sokak lambaları cızırdayan bir caddeye bakıyor pencerem. Ne zaman caddeyi izlesem içim sıkılır, ruhum daralır, üst üste kimbilir kaç sigara içerim bilmem. Bir kaç defa denedim bu pencereyi kapatmayı ama Güneş içeri girmedi bu sefer. Benim yaşadığım yerlerde hava hep kapalıdır ama soğuk olmazdı hiç bir zaman. Vakti zamanında bir soğuk rüzgar esmeye başladı bu sisli caddeye ve yerdeki kutu kola tenekelerini sesli bir şekilde sürükleme başladı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken deli bir yağmur aslfaltı delercesine yere vurmaya başladı. Pencereden sokağı izlerken bir şey oldu. Cama vuran yağmur damlalarını yarıştırırken görüntü silikleşmeye başladı. Cam her saniye biraz daha buğu yapıyor, bu kasvetli caddeyi görmemi engelliyordu. Tamamen kapladığında buğuya bir güneş resmi çizdim. Ama bu bildiğiniz sarı güneşlere benzemez, bu bakır rengi. Artık yaşadığım yerde her gün metreküplerce yağmur yağar, ben de her sabah aynı güneşi tekrar çizerim. Artık ne kasveti umrumda caddenin, ne Dünya'nın sarı güneşi... Benim pencerem benim hayatımı yansıtır, içinde yağmurda var, güneşte. Benim odam benim hayatım, içinde sen ben ve aşkımız...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder