13 Haziran 2011 Pazartesi

Doğum Günü

Ve işte gün geldi. Bu gün senin doğum günün sevgilim.

Doğum günleri özeldir her zaman. Doğduğun gün her şey çok farklıdır. 30-40 kere kutlarsın da bıkmazsın. Ama ben yine tabi ki günün anlam ve önemi ile ilgilenmiyorum. Benim 14 Haziran'dan anladığım, değişen hayatımın temel taşıdır. Sana iyi ki doğdun diyenlerin hepsini al binlerle çarp, işte o zaman benim "iyiki"me ulaşabilirsin. bir doğum günü mesajı olsun diye söylenmiş ilk akla gelen kelimedir, ama anlamı o kadar derindir...

İyi ki doğdun sevgilim. Çünkü doğmamış olabileceğini düşünemiyorum. Ya hayatımda olmasaydı düşüncesi bir türlü oturmuyor kafamda. Hani yıllarca inandığın siyaha gelip bir gün biri beyaz dese, kabullenmesi zor olur ya, aynı o hesap benimki de. Sen varsın ve benimsin, aksini iddia edenle israil-filistin olurum demedi deme :)

İyi ki doğdun her şeyim. Sen olmasaydın yine dönerdi dünya, ben yine nefes alırdım, ama bu kadar anlamlı olur muydu bilmem. Her sabah doğsun diye beklediğim güneşin aslında sana gelmek olduğu gerçeği... "Hadi bir an önce geçsin zamanda seni göreyim " diye zaman ile kavgalarım... Kanatları olmayan bir kuş olurdu sensizlik, intihara meyilli, ölümle burun buruna...

İyi ki doğdun benim bitanem. Seni içimin taa içinden seviyorum. Hiç bir sevdanın yakışmadığı bu bedenimde ne şık durdu senin aşkın. Gören bir daha bakıyor, görenlerin gözünü alıyor. Sadece 5 parmağın ve bir avuç için yaptı bunları bana. Benimkilerle kenetlediğin o gün başladı her şey. İlla bir miladı var mı bu hayatının diye sorarlarsa bir gün, doğru tahmin ettin, 16 Ekim'de geldim ben Dünya'ya.

Dünya'ya gelişine en çok sevinenlerden Çağrı ben. Seni ömrünün sonuna kadar sevmeye yemin etmiş çocuk, son nefesine kadar sana seni sevdiğini söylemeyi hiç bırakmayacak çocuk, kemikleri kireçlenene kadar ellerini tutacak çocuk ben... Seni bu evrendeki her şeyden daha çok seviyorum. İyi doğdun hayatım, sen doğmasaydın ben napardım?

28 Şubat 2011 Pazartesi

Bozuk Saatler Raporu

"Gözlerimi kapatıp kendimi sana emanet edebilirim"

Saat gece 2 sularıydı. Boğazım kurumuş, yemek borum su diye hayıkırıyordu. Duvarları yoklaya yoklaya bir sonraki lambanın anahtarını açarak mutfağa doğru ilerledim. Kocaman bir bardak su içtim, sonra bir tane daha. Kamaşmış gözlerimden bir an önce kurtulmak için ışıkları tek tek kapatarak yatağıma döndüm. Yorganı boynum ile omzum arasına sonuna kadar bastırıp sıtmamı geçirmeye çalışırken bir koku takıldı burnuma. Evet bu senin kokundu. Bir önceki gece birlikte uyuduğumuz o yatak tam anlamıyla sen kokuyordu. Sen yoksun diye mi bilmiyorum ama buzun üzerinde yatıyordum sanki. Ama güzel kokuyordu...

Gözüm duvardaki saate takıldı. Saniyesini takip ediyordum gözlerimle. Dünyanın manyetik kuvvetiyle daireler çizmeye başladım saatin etrafında. Her bir dakikada tam bir daire oluşturuyor, seni düşünüyordum. Sonra bana söylediğin aklıma geldi.

"Uyurken beni çok özlersen yoganın bir kısmını katla ve ona sarıl. Bana sarıldığını düşün, ben öyle yapıyorum"

Öyle yaptım ben de. Yorgana daha fazla sarıldım. Gözlerimi kapattım. Sen varmışsın gibi yapıyordum. Ama hala buz gibiydi. İşte o zaman anladım. Sana yeni bir sıfat daha iliştirdim hemen. Sen sıcaklıktın o an benim için. Soğuktu çünkü yoktun. Evet evet sen sıcaklığın ta kendisi olmalıydın.

"Seni hiç bir zaman bırakmayacağım"

Ağladım dün gece sensizliğine. Toprakmış gibi davrandım yastığıma, yağmura hasret bir toprak gibi. Bense bir yağmur bulutuydum. Onu sırılsıklam edene kadar durduramadım kendimi. Şimşekler fırlattım, kaderime gürüldedim biraz da. Bırak çocuklar melekler fotoğraf çekiyor sansın, düpedüz bir yağmur bulutu oldum dün gece.

Sağa dönsem soğuk, sola dönsem kokun. Nasıl uyunurki bu yatağın içinde? Aşağı indim. Sensiz günlerimde düşünecek kimsem olmadığı için ya film izleyerek ya da televizyon izleyerek uyurdum. Onu deneyecektim. Salondaki kanepeye uzandım. Televizyonu açtım. Bir süre sonra televizyona değil sana baktığımı farkettim. Sanki karşımda duruyordun. Yanağın yanağımda, sırtını göğüs kafesimin içine sokarcasına sarılmışım sanki sana. Hiç çekmediğim kadar derin nefesler çekip, kokunu beynimin en kalıcı boşluklarına kazıyordum sanki seninle uyurken yaptığım gibi.

"İçme şu sigarayı. Senin iyiliğin için söylüyorum"

Kalktım. Bir sigara yaktım. Kocaman bir bardakta su ile tekrar yukarı çıktım. Seni hatırlatacak şarkılar dinlemeye başladım. Bir sigara daha. Sonra bir sigara daha. Seni istiyordu her hücrem, senin için isyan ediyorlardı sanki. Vücudumdaki ayaklanmayı durduramıyordum. Hastalanmışım sanki, ölümcül bir hastalık... Sen gelmezsen ölürüm gibiydi.

Dün gece, bütün gecelerden daha zor geçti. Ben ilk defa seni seviyorum derken gözyaşlarımı tutamadığım bir kızı çok özledim dün gece. Hayatta başaramayacağı hiç bir şey olmayan ben ilk defa çaresizdim. Yapacak hiçbir şey yoktu. Seni görene kadar arada kalan zamanı bir an önce tüketmekten başka. Bu sefer sinirden ağlıyordum. Dudaklarıma inen gözyaşlarım sigaramı sırılsıklam ediyordu. Durduramıyordum.

Küçükken misket dolu torbam yokuşta patlayıpta tüm misketlerim aşağıya doğru yuvarlanırken çok ağlamıştım. Arkalarından onların caddeye doğru yuvarlanmalarını izlerken de yapacak hiç birşeyim yoktu. Hepsini kaybetmiştim. Çok ağlamıştım, çok bağırmıştım, şapkamı çıkarıp yere attıktan sonra üzerinde tepinmiştim defalarca. Yine öyle yapasım geldi. Bir kaç bir şey kırıp rahatlamak istedim. Ben bir misketlerime, bir de sensizliğe ağladım şu ömrüm boyunca. Ne diyorum biliyor musun? Bir gece sensizlikten buz gibi olmuşken ansızın penceremden girsen mesela. Sokulsan yanıma, alıp götürsen tüm özlem mikroplarını etrafımdan. Olamaz mı?

Ben küçüklüğümden sonra bir daha hıçkırarak ağlayamam sanıyordum. Ama dün gece çok ağladım. Sensizlik hiç bitmeyecek bir suyun kaynağı gibi... Ve tam da göz pınarlarımdan başlıyor. Durmuyor, durdurulamıyor.

Ben dün gece seni çok fazla özledim... Çıkıp aniden gelemez misin? Gelemezmiydin? Sarılamazmıydın? Dokunamaz mıyım sana her istediğim de... Bu gerçekten çok zorlu bir sınav...

Ben.Dün.Gece.Seni.Çok.Özledim...

26 Şubat 2011 Cumartesi

Sana Bir Şarkı Yaptım

Tam aralıklı notalardan oluşturmalıydım. Oturdum, bir beyaz kağıt aldım ve başladım sözleri için çalışmaya. Seni anlatacak kelimeleri arıyordum bulamayacağımı bile bile. Seni ne kadar sevdiğimi yazayım dedim sonra ama bu sefer sonsuza kadar bitmeyen bir şarkı olacaktı. Bu dillere pelesenk olacak bir şarkı olmalıydı. Her söylediğimde seni hatırlatacak, her dinlediğinde beni hatırlayacağın bir şarkı...Oturdum...Bir beyaz kağıt aldım...

Bütün gün seni hissettim hücrelerimde uyurken olduğu gibi. Sen ne düşünüyorsun onu yazdım kağıda. Sen ne hissediyorsun onu çaldım gitarımla. Artık bir şarkın vardı henüz dinlemediğin. Senden başka kimsenin duygulanamayacağı bir şarkı bu. Notaları bile aşık...

Deniz kenarında yürürken esen rüzgara maruz kalan her aşık duyacak bu şarkıyı. Gözlerini kapatıp sevdiğini düşünen her insan duyacak. Özlemden parmak uçları uyuşmuş herkesin favori şarkısı olacak. Dün akşam sana öyle bir şarkı yaptım ki, biz ölsek bile bizi o şarkı yaşatacak...

16 Şubat 2011 Çarşamba

"Quatre"

Pamuk şeker bulutu yine milkshake yağdırıyordu 'Eden' toprakları üzerine. Biz içi karamel dolu elma şekerlerimizi korumaya çalışıyorduk. Ben senin dizine yatmış seni izliyordum. Sen de dikkatli bir şekilde elma şekerini. Garip olan bir şeyler vardı.

Yağış dinince doğrulduk. Çikolata vadisinden aşağı doğru ilerlerken evimize, etrafımızda dikkat etmeye üşendiğimiz bir sürü şey oluyordu. Küçük bir sinek hiç olmadığı kadar hızlı çırpıyordu kanatlarını, Güneş renkten renge giriyordu. Gökkuşağı onu kıskanıp daha bir parlatıyordu kırmızısını. Bulutlar gökyüzünü aralıyordu.

Evimize geldiğimizde sana "sevgilim olur musun" diye soracaktım. Dakikaları sayıyordum hangisi doğrusuydu diye. Kalbim göğüs kafesimi kırmaya çalışırken ağzımdan çıkıverdi birden. "Benim olur musun?" Konuşmadın. Sustun. Çünkü susunca bile çok güzel olurdun. Sustuğunda herkes konuşsun isterdim. Sadece senin sessizliğini dinlemek ne büyük şans.

Tam 4 ay önce sana benim ol dedim. Tereddüt bile etmeden sımsıkı sarıldın bana. İşte o gün mühürlendim sana. O gün sana biri veya bir şey tarafından bağlandım. O gün çıkarıp kalbimi koydum seninkinin üzerine ki, sadece senin için atsın, sadece sana atsın.

Ellerini uzat bana. Onların sıcaklığıyla mayışmak istiyorum. Kafanı omzuma koy, sen bilmezsin ama seninle ısınıyorum. Ve sarıl bana hiç daha önce kimseye sarılmadığın gibi, sev beni daha önce kimseyi sevmediğin gibi. Özle beni kimseyi özlemediğin kadar, ve gül bana kimseye gülmediğin gibi. Hiç birine gerek yok. Sadece orada durup adımı fısılda, bir ömür yeter bana. Sen hiç boş kalmamasını istediğim kadehimsin, dudaklarınsa kadehimin şarabı. Seni içtikçe güzelleşiyorum, seni içtikçe nefes alıyorum. Sen 4 ay önce yoktun ya, ben sanki yaşamıyordum. Sen 4 ay önce beni düşünüyordun ya, kendime kızıyorum, neden seni bulmam gerektiğini bilmiyordum...

Seni bu Dünya'daki her şeyden daha çok seviyorum sevgilim. Başka bir Dünya görmediğimdendir evet. Çünkü Başka gezegenler de görsem, onlardan da çok seveceğim...


7 Şubat 2011 Pazartesi

Sana Doyamamak

Sana doymam için elini ne kadar tutmam lazım? Kaç saat, kaç gün, kaç ay? Sana olan özlemim geçsin diye ne yapmam lazım bana yardım et. Çünkü olmuyor. Yanından gidiyorum seni özlüyorum, yanından gideceğimi anlayıp yine özlüyorum, yanına gelirken özlüyorum, yanındayken gideceksin diye özlüyorum. Kelime oyunlarına takılma işte boşver seni çok özlüyorum.

Uyurken aklımda sen, yemek yerken sen, çalışırken sen. Her yerde olmak nasıl bir duygu. Bunu nasıl başarıyorsun bilmiyorum ama hayran olmamak elde değil.

Sana doyamıyorum bir türlü. Bu Dünya'daki her anımı seninle geçirmeliyim. "Ne ekmek ne de su" diyor ya şarkısında. İşte öyle bir şey. Hiç bir şey istemiyorum sadece sen ol yeter. Yemeğimde sensin, suyumda, nefesimde, ruhumda.

6 Şubat 2011 Pazar

Seni Neden Mi Seviyorum?

Seni seviyorum çünkü sen ilaç gibisin. Başım ağrıdığında sana sarılsam geçecek sanki. Kalbimin yaralarını kapattın ya hani gelince. Sanki vücudumdaki yaraları da kapatırsın gibi.

Seni seviyorum çünkü bir sebebim var Dünya'da durmak için. O çok hızlı dönüyordu bana göre, başımı döndürüyordu. Ama ondan daha fazla başımı döndüren sen varmışsın meğersem.

Seni seviyorum çünkü oksijen çok tatlı geliyor. Sonsuza kadar yaşamak istiyorum. Seni daha fazla yaşamanın yollarını arıyorum.

Seni seviyorum çünkü daha önce hiç bir insan evladı yapamadı bana senin yaptığını. Gözlerin, ellerin, ruhun ne güzel, her saniye daha fazla bağlanıyorum.

Seni seviyorum çünkü sen o'sun. Sen hayat arkadaşımsın. Hayatımın yolusun, çıkış kapımsın. Karanlıktan beni aydınlığa çeken kızsın.

Seni seviyorum çünkü sen kadersin. Kaderimsin. Bir çok tesadüfü yaşamışız farkında olmadan. Birbirimizi beklemişiz yıllardır. Ne güzel kavuşmuşuz, Tanrı'ya mı yok sa sana mı teşekkür edeyim?

Seni herşeyden çok seviyorum çünkü, senin kalbin benim kalbim. Senin hayatın benim hayatım. Senin canın benim canım. Ne hissediyorsan bana karşı iki katını besliyorum sana. Sen beni 2 kere seviyorsan, ben 4 kere aşığım sana. Sen iki adım geliyorsan, ben 4 adım koşarım sana. Sen bir damla gözyaşı dökersen benim için, ben okyanus ağlarım sana. Sen gitme. Orda kal. Şu Dünya'da torunlarıma anlatacağım harika bir aşk hikayem var benim. Tek dileğim ben bunları onlara anlatırken, sen de dinle. Yanımızda otur. Yanımda otur. Yüzümdeki çizgilerin nasıl oluştuğunu sen de gör istiyorum. Bunu çok istiyorum.

2 Şubat 2011 Çarşamba

Ekim'in On Tane Altısı...

Biz seninle birbirimize hangi yemeği, hangi rengi, hangi şarkıyı daha çok sevdiğimizi sorarken o Ekim günü, 13 bin kız, 5 bin erkek çocuğu gözlerini açtı Dünya'ya. Bir ülkede insanlar öldü savaştıkları değerler uğruna, bir ülkede deprem oldu hayatlar yıkıldı. Sen benim kalbimde doğarken o gün, başka bir yerde başka hayatlar söndü ya da yandı kimin umrunda. O gün gözlerinde kaybolmak vardı sadece, öyle de oldu aslında...


O gün miting vardı her zamanki gibi İstiklal'in tam ortasında. İnsanlar bir şeyi kabul ettirmeye çalışıyordu çarpık düzene. Bense bir sonraki cümlemi düşünüyordum sana henüz söylemediğim. Bir kadın randevusuna yetişmek için hızlı adımlar atıyor, ayakkabısının topuğu her seferinde o paket taşların arasına giriyordu. Sen bana beni gördüğün günleri anlatıyordun. Kestaneleri yanmasın diye hızla çeviriyordu adam ve daha fazla satabilmek için sesini yükseltiyordu. Ben kalbim göğsümden fırlayıp yere düşüp seni korkutmasın diye onu tutmaya çalışıyordum. Bir çift sarmaş dolaş yanımızdan geçiyordu sanki bize " sizin olmanız gereken de bu" der gibi. Bense sana bayıldığımı nasıl anlatacağımı düşünüyordum. 


Ve bir vatman her zamanki gibi işini yapıyordu. Bir güvenlik monoton hayatına küfredip radyodan maçı dinliyordu. Bir arkadaş grubu alkolün de etkisiyle kahkahalarla geçti yanımızdan. Etrafımızda bir sürü hayat vardı, bir sürü insan, bir sürü yaşam. Ama biz birbirimize çekiliyorduk. Ben sana sevgilim olman için ne diyeceğimi bulduğumda, sana söylemek için sabırsızlandığımda, bir polis arabası devriye geziyordu caddede.


O akşam parfüm kokun daha fazla üzerime bulaşsın diye kafanı daha sert bastırırken ben göğsüme, kimbilir daha neler oluyordu Dünya'da. Ben daha o saniyeden içinde "Yağmur" geçen binlerce aforizma üfürürken beynimin bir köşesinde, karşında nasıl eridğimi anlama diye spordan, işimden bahsediyordum sana. 


İnsanların hiç bir tanesinin umrumda olmadığı o günü bana yaşattığın için bunca teşekkürüm ve çabam aslında. Sen birden odaya girip ışığı açan ve beni uykumdan yeni uyandırıp gözlerimi kıstıran ebeveyn gibiydin. Göz bebeklerim sana alıştıkça daha fazla açılıyordu. Rahatsızlığı gidiyordu ışığın. Ben sana doğru eriyip dağılırken, merak ediyorum sen ne hissediyordun? Benim gibi titriyor muydu bacakların. Benim gibi kalbin daha hızlı atıyor muydu? Benim gibi düşünyormuydun bilmem kaç milisaniye sonra söyleyeceğin kelimeyi? Beynin allak bullak oldu mu benim gibi? Eve gittiğinden sırıtmaktan uyuyamadın mı sende? Dinlediğin bütün acı dolu aşrkıları silip dans ettin mi o akşam? Bir sonraki görüşmemiz için saydınmı saatleri sen de? 

26 Ocak 2011 Çarşamba

Gişe Rekorları Kıran Ödüllü Rüyalarım

Hiç farkında olmadan sana çalıyormuşum şarkımı, hiç haberim yokken şiirler yazıyormuşum sana. Ben seni çok önceden seviyor muşum da, farkında değilmişim aslında. Bir gün sana geleceğimi rüyalarımda görüyormuşum meğersem. Sen gişe rekorları kıran ödüllü rüyalarımın başrol oyuncusuymuşsun meğersem.


İstanbul'un sıkıntılı ve yalnız akşamlarında tek başıma denizi izlemeye giderdim o zamanlar. Kız Kulesi bana bakar alay ederdi, ben de sahilden ona doğru taş sektirirdim. Yalnızlığıma hiç isyan etmedim bu hayatımda ama derdimi anlayacak biri olsa ne olurdu konulu sorularım vardı benim. Benim belki ilk olmayacak ama son olacak bir sevgilim vardı bir yerlerde henüz tanışmadığım. Ben senelerimi birer birer tüketirken avuçlarımın arasında sen ne yapıyordun? Ben tek başıma içip sallana sallana yürürken İstiklal Caddesi'nde, sen bana geleceğini biliyor muydun? En güzel romantik-komedi filmindeki kızı sana benzettiğimi biliyor muydun? Evlendiğimdeki hayatımı düşlediğim kızın sen olduğunu biliyor muydun? Ben bunları yaparken sen ne yapıyordun? Neredeydin? Neden bu kadar geciktin?


Annemin her zaman söylediği " Geç olsun güç olmasın" önermesine sadık mı kalmalıyım şimdi? Bu geç oldu ama muhteşem oldu diye avutmalıyım kendimi. Hayallerimde bir gün geleceğini bildiğim, hayallerimin kadını dediğim insan sensin. Sen her sabah uyandığımda yüzümün gülme sebebisin. Sen yüzünde oluşacak çizgileri dikkatle izlemek istediğimsin. Sen yanında yaşayıp, yanında yaşlanıp, yanında ölmeyi istediğimsin. Sen dün benimdin, bu gün benimsin, yarın da benim olacaksın. Ben dün senindim, bu gün seninim ve sen aksini iddaa etmediğin sürece sadece seni olacağım. Sen ellerini bana uzatacaksın ben bir ıslık tutturacağım, sen üzerine sözler yazacaksın ben yine sana saçma sapan gitar çalacağım. Sen oğlumuzun/kızımızın yemeğini yedirirken, ben kalkıp o Kız Kulesi'ne gideceğim. Eğmiş başını omzuma yaslayıp ona " Gördün mü? Sana gelecek demiştim. Sana bir yerlerde doğru zamanı yakalamak için vakit geçiriyor, sonunda bana gelecek demiştim" diyeceğim. Hep o benle alay ediyordu ya, bu sefer ben ona en yüksek sesimle güleceğim.

Bu Günlerde

Sana olan aşkım hep akan bir su, sen de benim gibi misin söyle? Aklıma senden başka hiç bir şey yok bu günlerde...

Yavuz Çetin söylemiş yıllar önce. Daha önce sadece bir şarkıydı dinlediğim, bu gün söylemek istediklerimi yazmış, şarkı yapmış diye düşünüyorum.

Hiç yapmadığım şeyler yapar oluyorum sen varsın diye. Hiç dinlemediğim şarkıları sana benzetiyorum, hiç sevmediğim şeyleri sırf sen seviyorsun diye takip ediyorum. İşin ilginç yanı senin gözüne gireyim diye değil, gerçekten istediğim için yapıyorum. Sen nefes alıyorsun diye nefes alıyorum mesela. Sen yemek yiyorsun diye yemek yiyorum. Sen üzgünsün diye üzülüp, sen mutlusun diye gülüyorum. Sağım solum sen oldu, odam senin hatıralarınla dolu. Rüyalarımın başrol oyuncususun, sanki yazılmış en güzel senaryosun, her saniyen, her dakikan ayrı bir keyif. Damarlarımda gezin şimdi işte özgürce, kalbime gir sonra ordan tekrar damarlarıma. Sen pis kanı dışarı at, bütün benimi savur sağa sola, şurada dur da, ne istersen yap diyesim geliyor aslında. Napıyorsan bana durma, devam et. Bu şekilde yaşamak daha güzel. Seninle yaşamak gerçekten çok güzel.

23 Ocak 2011 Pazar

Bana Göre Aşk...

Yemek yememektir.
Düşünmekten uyuyamamaktır.
Telefon elinde sürekli kontrol etmektir.
Nefes alamamaktır.
Soğuk bir kış gününde sıcak çikolatadır.
Gri bir havada sağnak yağıştır.
Radyoda hiç beklemediğin anda çıkan o en sevdiğin şarkıdır.
Dans etmektir.
Koşmaktır, yere basmadan koşmaktır.
Uçmaktır, bulutların üzerinden bakmaktır.
Bir paraşüt ile en yüksek dağdan atlamayı istemektir.
En güzel masaldır.
Kahvenin yanındaki kurabiyedir.
Bulutların arasına saklanmış Dolunay gibidir.
"Sonsuza kadar mutlu yaşadılar"dır.
Müziktir.
Hayal gücüdür.
Rüyadır.
Rüya görmek istemektir.
Televizyon karşısında geçen bütün bir gündür.
Karanlıkta önünü görmektir.
Bayılmaktır.
Hayran olmaktır.
Özlemektir.
Özlemektir.
Yağmurdur.
Yağmurdur.
Yağmurdur... 

18 Ocak 2011 Salı

Aşık Olma da...

- Sen ölünce ben evlenirsem buna üzülür müydün?
- Hayır ama ona aşık olsan üzülürdüm.
- Bu laftan sonra ölsem de evlenmem ki
- Ben seninle aynı anda ölücem ki...

16 Ocak 2011 Pazar

3

16.10.2010...16.11.2010...16.12.2010...16.01.2011...

3 sayısını araştırısak ne kadar önemli bir sayı olduğunu göreceksiniz. 3 Dünya'nın her yerinde rastlayabileceğiniz bir rakam. Mesela trafik ışıkları 3 tanedir. Mesela İstanbul'da bir çok otoban 3 şeritlidir. Allah'ın hakkı 3'tür. Her mevsim 3 aydır. Çekirge hep 3. sıçrayışta patlar. Bunun gibi bir sürü yazabilirim ama Dünya'daki 3 değil konumuz şu an. Benim hayatımda bu gün 3'ün önemini size yazacağım. Burdan yakın...

Tam 3 ay önce Yağmur diye bir kız çocuğu ile tanıştım. O çok güzel bir kızdır. Eli,ayağı,gözü,yüzü... Yaradılışı tam hatasız bir kızdır. Hayatıma 3 ay çnce girerek beni darma duman eden bu kız ile 3 aydır harika günler geçiriyorum. Elimde olsa ölümsüz olup sonsuza kadar onunla yaşamayı isterdim.

Her ilişkide olur ya hani ilk başlarda bu sefer farklı cümleleri kurarsınız. Ben bu ilişkiye başalrken bu sefer farklı demedim. Çünkü hissetiğim bir şeyi söylememe gerek yoktu. Bunu ilk defa gönülden hissediyordum. Çünkü biliyordum bu sefer farklı olacaktı.

İki tane ayrı beyin elbette bazı noktalarda çıkmaza girip ters düşecek bu hep olur. Ama önemli olan bunu düzeltip ortak bir noktada buluşmaktı. İşte Yağmur'la ben bunu başarabiliyoruz. Yeri geldiğinde ben, yeri geldiğin o uğraşıyor ve biz bir ortak nokta buluyoruz. Çünkü bu Dünya'da sadece ölümün çaresinin olmadığını ikimizde biliyoruz.

Tam 3 ay önce hayatım öyle bir değişti ki, nefes almanın ne demek olduğunu öğrenmeye başladım. Sırf hasta olurum, onunla buluşamam, göremem özlerim diye sıkı sıkı giyinip çıkıyorum sokağa. Grip olacağımı anlar anlamaz C vitaminine boğuyorum bünyemi. Sanki kendim için değil de onun için nefes alıyorum.

Yazımın sonlarına doğru gelirken bu her şeyden çok sevdiğim kız çocuğunu size de anlatmış olmanın verdiği gururu bir kenara bırakıp artık ona seslenmek istiyorum...

Sevgilim;

Seninle ilgili cümlelerimin başında hep "iyi ki" var. Bunu bana yaşattığın için teşekkür ederim. Bu hayatın zevkini de, hüznünü de, sinirini de, kahkahasını da, gözyaşını da seninle yaşıyorum. Başımı döndürüyorsun. Beni gerçekten çok etkiliyorsun. En ufak bir mimiğine bile saatlerce hayran kalıp sırıtabiliyorum. Her gün her saniye daha fazla aşık oluyorum, seni Dünya'daki herşeyden daha çok seviyorum. Çünkü sen o'sun. Rüyalarımda gördüğüm hayatımın kadını sensin. Artık buna eminim. Artık buna sonuna kadar inanıyorum. Hep birlikte olalım olur mu? Ufak tefek kavgalarımızı ezerek gülerek tokat atalım bu hayata. Derdin derdim olsun, sevincin sevincim. Al sonra hayatımın hepsini, hepsi senin olsun. Gözüm arkada kalmaz. Sen benim kadınımsın. Hayatımsın. Nefesimsin. Karımsın. Herşeyimsin... Seni çok seviyorum bebeğim. Nice aylara,yıllara...

8 Ocak 2011 Cumartesi

İsim

"Yağmur", adına şiirler, şarkılar yazması kolay ama unutması en zor isim bana göre. Her kış geldiğinde illa yağmur yağar. Her 5 şarkıdan 3'ünde yağmur geçer. Her salya-sümük ağlanılan romantik filmde illa bir sahnede yağmur yağar. Hayatın sonuna kadar bir yerde bir şekilde ismini duyacağından unutması en zor isim yağmur.

Genellemeyi bırakıp bana sorarsanız, Yağmur'un adı başka bir şey olsaydı yine unutması zor olurdu. Siz hiç Cartoon Network'te çizgi film izlerken " keşke yanımda olsa çok özledim ya" diye tanrıya isyan ediyor musunuz sevdiklerinizle alakalı? Ya da bir şarkı dinlerken " aa bunu yolda dinlemiştik. Özledim" diyebiliyor musunuz? Siz daha onunla yanyanayken, gidince nasıl özleyeceğinizi düşünüp kemiklerini kırarcasına sarıldınız mı sevgilinize? İşte Yağmur'un ismi varda, kendisini de unutması zor. Yağmur benim hayatımın en alttaki taşı. Onun üzerinde ailem,  arkadaşlarım, işim ve hayatım var. Eğer o taşı çekersem bütün hepsinin devrileceğini anlamışsınızdır umarım. O yüzden ismini ve kendisini unutmanın bu kadar zor olduğu bir sevgiliye sahip oldunuz mu hiç? Mutlu dakikalarınız da bile "ya giderse"yi düşünüp hüzünlendiniz mi? Bana hep olur da...

Evlilik

- Düğünümüzü karanlık bir yerde yapamaz mıyız? Böyle gerçekten loş bir ortamda?
- Bilmiyorum
- Ben de seni seviyorum bebeğim...

4 Ocak 2011 Salı

Sayfalar Yetmez

Karanlık, sisli, sokak lambaları cızırdayan bir caddeye bakıyor pencerem. Ne zaman caddeyi izlesem içim sıkılır, ruhum daralır, üst üste kimbilir kaç sigara içerim bilmem. Bir kaç defa denedim bu pencereyi kapatmayı ama Güneş içeri girmedi bu sefer. Benim yaşadığım yerlerde hava hep kapalıdır ama soğuk olmazdı hiç bir zaman. Vakti zamanında bir soğuk rüzgar esmeye başladı bu sisli caddeye ve yerdeki kutu kola tenekelerini sesli bir şekilde sürükleme başladı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken deli bir yağmur aslfaltı delercesine yere vurmaya başladı. Pencereden sokağı izlerken bir şey oldu. Cama vuran yağmur damlalarını yarıştırırken görüntü silikleşmeye başladı. Cam her saniye biraz daha buğu yapıyor, bu kasvetli caddeyi görmemi engelliyordu. Tamamen kapladığında buğuya bir güneş resmi çizdim. Ama bu bildiğiniz sarı güneşlere benzemez, bu bakır rengi. Artık yaşadığım yerde her gün metreküplerce yağmur yağar, ben de her sabah aynı güneşi tekrar çizerim. Artık ne kasveti umrumda caddenin, ne Dünya'nın sarı güneşi... Benim pencerem benim hayatımı yansıtır, içinde yağmurda var, güneşte. Benim odam benim hayatım, içinde sen ben ve aşkımız...

Her Halim Sana Dönüyor

Daha önce hiç Yağmur Tozu gördünüz mü? Ben bir kere gördüm. Öyle bir sert rüzgardı ki seni bana getiren, su birikintilerini koparıp yüzüme çarpan rüzgar anlattı bana Yağmur Tozlarını. Her zaman yukarıdan süzülen o damlalar sağdan solda gelip bütün vücudumu sardılar. Rüzgardan sırılsıklam olmak nedemekmiş anlamaya çalışırken bir de onu karşıma çıkardılar. Ben şimdi yeni öğrendiğim Yağmur Tozu'na tutkun. Yağmur tozu da sürekli etrafımda girdap. İstediğim her şey elimin altındayken, sadece Yağmur Tozu için bu gezegene yerleştim. Ne bir kaşif, ne bir astronot, serseri de denmez ama sakin de değilim. Ben Yağmur Tozuna deliler gibi aşık, Yağmur Tozu ise etrafımda dönmeye alışık. Rüzgar hiç bitmesin, su birikintileri hep doluşsun bittikçe. Siz gerçekten nasıl bir duygu olduğunu fark edene kadar, ben bu gezegende Yağmur ile mutluluğun tam içindeyim.

Aşkın Yağmur'una...

Seni çağırıyor her hücrem ne zaman uyumak istesem
Seni arzuluyor kalbimin en iletken damarları
Elim, gözüm, dilim seni söylüyor sağda,solda
Sen de benim gibi misin ben olmadığımda

Damla damla yüzüme vur bu gece yine
Yanaklarımdan boynuma süzül sesim çıkmaz
Parmaklarını parmaklarıma mühürleyelim hadi
Geçmişim oldu ama geleceğim sensiz olmaz

Sağ duyularıma bir sol kroşe vuranlara inat
Solumda senin için atan bir sıcaklık var
Gel yasla başını omzuma yine
Şimdi alnının sıcaklığını dudaklarımla ölçmek var

Ruhlarımız arasında bir santim boşluk bırakalım uyurken
Nefesin nefesime karışıp akciğerlerimde gezinsin
Sen rüyalarıma gelmemi bekle ama
Ellerim ruhunun şakaklarında gezinsin

Nasıl bir aşktır bu sana karşı duyduğum
Nasıl bir sevdaki aylardır umutlu,mutluyum
Sen nasıl bir güzelsin ki ben her tavrına hayran
Ben nasıl bir aşığım senin hayatında tutunmaya çalışan...

2 Ocak 2011 Pazar

Rüyadır rüya...

Erkek : Bu gök bu deniz bu güneş şahidim olsun ki nefes aldığım her saniye senin yanında olacağım...
Kadın : Aynı gök yine şahit olsun o halde sen istesende seni bırakmayacağım...
Erkek : Nefesin çernobil kokuyor, dudaklarında kanser olmak vardı...
Kadın : Siktir git lan! Sağdan soldan okuduklarını mı satıyorsun, kendin ol biraz...

Günaydın... Dün gece gördüğüm rüyada sanki rome-juliet'ten fırlamış gibi diyaloglar geçiriyordum kız arkadaşımla. Tamam sonu böyle olmadı ama çernobilli lafı bir yerde okumuştum. Gittim rüyada onu söyledim böyle bir şey var mı ya?

Sağda solda o kadar aşk üzerine yazılmış yazı okuyorum ki rüyalarımda bile onlar var. Özdemir Asaf, Cemal Süreyya, Atilla İlhan falan takip ettik yıllardır. Edebiyat derslerinde hoca bir şiir okusunda kendimize gelelim diye ağzının içine baktığımız yıllardan başladı bu şiir ve aforizma sevgisi. Şu sıralarda "çılgın msn nickleri" başlıkları açılmış forumları gülmek için tarıyorum. İnsanlar neler yazmışlar neler yapıyolar öyle inanılmaz...

Dün gece gördüğümü rüya değil kabus olarak adlandırabilirdim sırf bu yüzden ama içinde Yağmur var diye elim gitmedi kabus yazmaya. Bir sahil kenarındaydık ve ben uzaklara bakarak bir yandan da elimle işaret ederek bu gök bu deniz falan diyordum. O da hayran hayran bakıyordu. Ne zaman "nefesin çern..." dedim. İşte o zaman hava kapandı. Bulutlar falan çöktü. Sonra zıplayarak uyandım. Saat sabahın 8'iydi. Bi gece önceki alkolün ve 2 saat uyumuşluğun verdiği yorgunluktandır diye düşünüyorum. Ah çılgın msn nickleri, rüyamı mahvettin, beni benden aldınız hayvan herifler...