13 Haziran 2011 Pazartesi

Doğum Günü

Ve işte gün geldi. Bu gün senin doğum günün sevgilim.

Doğum günleri özeldir her zaman. Doğduğun gün her şey çok farklıdır. 30-40 kere kutlarsın da bıkmazsın. Ama ben yine tabi ki günün anlam ve önemi ile ilgilenmiyorum. Benim 14 Haziran'dan anladığım, değişen hayatımın temel taşıdır. Sana iyi ki doğdun diyenlerin hepsini al binlerle çarp, işte o zaman benim "iyiki"me ulaşabilirsin. bir doğum günü mesajı olsun diye söylenmiş ilk akla gelen kelimedir, ama anlamı o kadar derindir...

İyi ki doğdun sevgilim. Çünkü doğmamış olabileceğini düşünemiyorum. Ya hayatımda olmasaydı düşüncesi bir türlü oturmuyor kafamda. Hani yıllarca inandığın siyaha gelip bir gün biri beyaz dese, kabullenmesi zor olur ya, aynı o hesap benimki de. Sen varsın ve benimsin, aksini iddia edenle israil-filistin olurum demedi deme :)

İyi ki doğdun her şeyim. Sen olmasaydın yine dönerdi dünya, ben yine nefes alırdım, ama bu kadar anlamlı olur muydu bilmem. Her sabah doğsun diye beklediğim güneşin aslında sana gelmek olduğu gerçeği... "Hadi bir an önce geçsin zamanda seni göreyim " diye zaman ile kavgalarım... Kanatları olmayan bir kuş olurdu sensizlik, intihara meyilli, ölümle burun buruna...

İyi ki doğdun benim bitanem. Seni içimin taa içinden seviyorum. Hiç bir sevdanın yakışmadığı bu bedenimde ne şık durdu senin aşkın. Gören bir daha bakıyor, görenlerin gözünü alıyor. Sadece 5 parmağın ve bir avuç için yaptı bunları bana. Benimkilerle kenetlediğin o gün başladı her şey. İlla bir miladı var mı bu hayatının diye sorarlarsa bir gün, doğru tahmin ettin, 16 Ekim'de geldim ben Dünya'ya.

Dünya'ya gelişine en çok sevinenlerden Çağrı ben. Seni ömrünün sonuna kadar sevmeye yemin etmiş çocuk, son nefesine kadar sana seni sevdiğini söylemeyi hiç bırakmayacak çocuk, kemikleri kireçlenene kadar ellerini tutacak çocuk ben... Seni bu evrendeki her şeyden daha çok seviyorum. İyi doğdun hayatım, sen doğmasaydın ben napardım?

28 Şubat 2011 Pazartesi

Bozuk Saatler Raporu

"Gözlerimi kapatıp kendimi sana emanet edebilirim"

Saat gece 2 sularıydı. Boğazım kurumuş, yemek borum su diye hayıkırıyordu. Duvarları yoklaya yoklaya bir sonraki lambanın anahtarını açarak mutfağa doğru ilerledim. Kocaman bir bardak su içtim, sonra bir tane daha. Kamaşmış gözlerimden bir an önce kurtulmak için ışıkları tek tek kapatarak yatağıma döndüm. Yorganı boynum ile omzum arasına sonuna kadar bastırıp sıtmamı geçirmeye çalışırken bir koku takıldı burnuma. Evet bu senin kokundu. Bir önceki gece birlikte uyuduğumuz o yatak tam anlamıyla sen kokuyordu. Sen yoksun diye mi bilmiyorum ama buzun üzerinde yatıyordum sanki. Ama güzel kokuyordu...

Gözüm duvardaki saate takıldı. Saniyesini takip ediyordum gözlerimle. Dünyanın manyetik kuvvetiyle daireler çizmeye başladım saatin etrafında. Her bir dakikada tam bir daire oluşturuyor, seni düşünüyordum. Sonra bana söylediğin aklıma geldi.

"Uyurken beni çok özlersen yoganın bir kısmını katla ve ona sarıl. Bana sarıldığını düşün, ben öyle yapıyorum"

Öyle yaptım ben de. Yorgana daha fazla sarıldım. Gözlerimi kapattım. Sen varmışsın gibi yapıyordum. Ama hala buz gibiydi. İşte o zaman anladım. Sana yeni bir sıfat daha iliştirdim hemen. Sen sıcaklıktın o an benim için. Soğuktu çünkü yoktun. Evet evet sen sıcaklığın ta kendisi olmalıydın.

"Seni hiç bir zaman bırakmayacağım"

Ağladım dün gece sensizliğine. Toprakmış gibi davrandım yastığıma, yağmura hasret bir toprak gibi. Bense bir yağmur bulutuydum. Onu sırılsıklam edene kadar durduramadım kendimi. Şimşekler fırlattım, kaderime gürüldedim biraz da. Bırak çocuklar melekler fotoğraf çekiyor sansın, düpedüz bir yağmur bulutu oldum dün gece.

Sağa dönsem soğuk, sola dönsem kokun. Nasıl uyunurki bu yatağın içinde? Aşağı indim. Sensiz günlerimde düşünecek kimsem olmadığı için ya film izleyerek ya da televizyon izleyerek uyurdum. Onu deneyecektim. Salondaki kanepeye uzandım. Televizyonu açtım. Bir süre sonra televizyona değil sana baktığımı farkettim. Sanki karşımda duruyordun. Yanağın yanağımda, sırtını göğüs kafesimin içine sokarcasına sarılmışım sanki sana. Hiç çekmediğim kadar derin nefesler çekip, kokunu beynimin en kalıcı boşluklarına kazıyordum sanki seninle uyurken yaptığım gibi.

"İçme şu sigarayı. Senin iyiliğin için söylüyorum"

Kalktım. Bir sigara yaktım. Kocaman bir bardakta su ile tekrar yukarı çıktım. Seni hatırlatacak şarkılar dinlemeye başladım. Bir sigara daha. Sonra bir sigara daha. Seni istiyordu her hücrem, senin için isyan ediyorlardı sanki. Vücudumdaki ayaklanmayı durduramıyordum. Hastalanmışım sanki, ölümcül bir hastalık... Sen gelmezsen ölürüm gibiydi.

Dün gece, bütün gecelerden daha zor geçti. Ben ilk defa seni seviyorum derken gözyaşlarımı tutamadığım bir kızı çok özledim dün gece. Hayatta başaramayacağı hiç bir şey olmayan ben ilk defa çaresizdim. Yapacak hiçbir şey yoktu. Seni görene kadar arada kalan zamanı bir an önce tüketmekten başka. Bu sefer sinirden ağlıyordum. Dudaklarıma inen gözyaşlarım sigaramı sırılsıklam ediyordu. Durduramıyordum.

Küçükken misket dolu torbam yokuşta patlayıpta tüm misketlerim aşağıya doğru yuvarlanırken çok ağlamıştım. Arkalarından onların caddeye doğru yuvarlanmalarını izlerken de yapacak hiç birşeyim yoktu. Hepsini kaybetmiştim. Çok ağlamıştım, çok bağırmıştım, şapkamı çıkarıp yere attıktan sonra üzerinde tepinmiştim defalarca. Yine öyle yapasım geldi. Bir kaç bir şey kırıp rahatlamak istedim. Ben bir misketlerime, bir de sensizliğe ağladım şu ömrüm boyunca. Ne diyorum biliyor musun? Bir gece sensizlikten buz gibi olmuşken ansızın penceremden girsen mesela. Sokulsan yanıma, alıp götürsen tüm özlem mikroplarını etrafımdan. Olamaz mı?

Ben küçüklüğümden sonra bir daha hıçkırarak ağlayamam sanıyordum. Ama dün gece çok ağladım. Sensizlik hiç bitmeyecek bir suyun kaynağı gibi... Ve tam da göz pınarlarımdan başlıyor. Durmuyor, durdurulamıyor.

Ben dün gece seni çok fazla özledim... Çıkıp aniden gelemez misin? Gelemezmiydin? Sarılamazmıydın? Dokunamaz mıyım sana her istediğim de... Bu gerçekten çok zorlu bir sınav...

Ben.Dün.Gece.Seni.Çok.Özledim...

26 Şubat 2011 Cumartesi

Sana Bir Şarkı Yaptım

Tam aralıklı notalardan oluşturmalıydım. Oturdum, bir beyaz kağıt aldım ve başladım sözleri için çalışmaya. Seni anlatacak kelimeleri arıyordum bulamayacağımı bile bile. Seni ne kadar sevdiğimi yazayım dedim sonra ama bu sefer sonsuza kadar bitmeyen bir şarkı olacaktı. Bu dillere pelesenk olacak bir şarkı olmalıydı. Her söylediğimde seni hatırlatacak, her dinlediğinde beni hatırlayacağın bir şarkı...Oturdum...Bir beyaz kağıt aldım...

Bütün gün seni hissettim hücrelerimde uyurken olduğu gibi. Sen ne düşünüyorsun onu yazdım kağıda. Sen ne hissediyorsun onu çaldım gitarımla. Artık bir şarkın vardı henüz dinlemediğin. Senden başka kimsenin duygulanamayacağı bir şarkı bu. Notaları bile aşık...

Deniz kenarında yürürken esen rüzgara maruz kalan her aşık duyacak bu şarkıyı. Gözlerini kapatıp sevdiğini düşünen her insan duyacak. Özlemden parmak uçları uyuşmuş herkesin favori şarkısı olacak. Dün akşam sana öyle bir şarkı yaptım ki, biz ölsek bile bizi o şarkı yaşatacak...

16 Şubat 2011 Çarşamba

"Quatre"

Pamuk şeker bulutu yine milkshake yağdırıyordu 'Eden' toprakları üzerine. Biz içi karamel dolu elma şekerlerimizi korumaya çalışıyorduk. Ben senin dizine yatmış seni izliyordum. Sen de dikkatli bir şekilde elma şekerini. Garip olan bir şeyler vardı.

Yağış dinince doğrulduk. Çikolata vadisinden aşağı doğru ilerlerken evimize, etrafımızda dikkat etmeye üşendiğimiz bir sürü şey oluyordu. Küçük bir sinek hiç olmadığı kadar hızlı çırpıyordu kanatlarını, Güneş renkten renge giriyordu. Gökkuşağı onu kıskanıp daha bir parlatıyordu kırmızısını. Bulutlar gökyüzünü aralıyordu.

Evimize geldiğimizde sana "sevgilim olur musun" diye soracaktım. Dakikaları sayıyordum hangisi doğrusuydu diye. Kalbim göğüs kafesimi kırmaya çalışırken ağzımdan çıkıverdi birden. "Benim olur musun?" Konuşmadın. Sustun. Çünkü susunca bile çok güzel olurdun. Sustuğunda herkes konuşsun isterdim. Sadece senin sessizliğini dinlemek ne büyük şans.

Tam 4 ay önce sana benim ol dedim. Tereddüt bile etmeden sımsıkı sarıldın bana. İşte o gün mühürlendim sana. O gün sana biri veya bir şey tarafından bağlandım. O gün çıkarıp kalbimi koydum seninkinin üzerine ki, sadece senin için atsın, sadece sana atsın.

Ellerini uzat bana. Onların sıcaklığıyla mayışmak istiyorum. Kafanı omzuma koy, sen bilmezsin ama seninle ısınıyorum. Ve sarıl bana hiç daha önce kimseye sarılmadığın gibi, sev beni daha önce kimseyi sevmediğin gibi. Özle beni kimseyi özlemediğin kadar, ve gül bana kimseye gülmediğin gibi. Hiç birine gerek yok. Sadece orada durup adımı fısılda, bir ömür yeter bana. Sen hiç boş kalmamasını istediğim kadehimsin, dudaklarınsa kadehimin şarabı. Seni içtikçe güzelleşiyorum, seni içtikçe nefes alıyorum. Sen 4 ay önce yoktun ya, ben sanki yaşamıyordum. Sen 4 ay önce beni düşünüyordun ya, kendime kızıyorum, neden seni bulmam gerektiğini bilmiyordum...

Seni bu Dünya'daki her şeyden daha çok seviyorum sevgilim. Başka bir Dünya görmediğimdendir evet. Çünkü Başka gezegenler de görsem, onlardan da çok seveceğim...


7 Şubat 2011 Pazartesi

Sana Doyamamak

Sana doymam için elini ne kadar tutmam lazım? Kaç saat, kaç gün, kaç ay? Sana olan özlemim geçsin diye ne yapmam lazım bana yardım et. Çünkü olmuyor. Yanından gidiyorum seni özlüyorum, yanından gideceğimi anlayıp yine özlüyorum, yanına gelirken özlüyorum, yanındayken gideceksin diye özlüyorum. Kelime oyunlarına takılma işte boşver seni çok özlüyorum.

Uyurken aklımda sen, yemek yerken sen, çalışırken sen. Her yerde olmak nasıl bir duygu. Bunu nasıl başarıyorsun bilmiyorum ama hayran olmamak elde değil.

Sana doyamıyorum bir türlü. Bu Dünya'daki her anımı seninle geçirmeliyim. "Ne ekmek ne de su" diyor ya şarkısında. İşte öyle bir şey. Hiç bir şey istemiyorum sadece sen ol yeter. Yemeğimde sensin, suyumda, nefesimde, ruhumda.

6 Şubat 2011 Pazar

Seni Neden Mi Seviyorum?

Seni seviyorum çünkü sen ilaç gibisin. Başım ağrıdığında sana sarılsam geçecek sanki. Kalbimin yaralarını kapattın ya hani gelince. Sanki vücudumdaki yaraları da kapatırsın gibi.

Seni seviyorum çünkü bir sebebim var Dünya'da durmak için. O çok hızlı dönüyordu bana göre, başımı döndürüyordu. Ama ondan daha fazla başımı döndüren sen varmışsın meğersem.

Seni seviyorum çünkü oksijen çok tatlı geliyor. Sonsuza kadar yaşamak istiyorum. Seni daha fazla yaşamanın yollarını arıyorum.

Seni seviyorum çünkü daha önce hiç bir insan evladı yapamadı bana senin yaptığını. Gözlerin, ellerin, ruhun ne güzel, her saniye daha fazla bağlanıyorum.

Seni seviyorum çünkü sen o'sun. Sen hayat arkadaşımsın. Hayatımın yolusun, çıkış kapımsın. Karanlıktan beni aydınlığa çeken kızsın.

Seni seviyorum çünkü sen kadersin. Kaderimsin. Bir çok tesadüfü yaşamışız farkında olmadan. Birbirimizi beklemişiz yıllardır. Ne güzel kavuşmuşuz, Tanrı'ya mı yok sa sana mı teşekkür edeyim?

Seni herşeyden çok seviyorum çünkü, senin kalbin benim kalbim. Senin hayatın benim hayatım. Senin canın benim canım. Ne hissediyorsan bana karşı iki katını besliyorum sana. Sen beni 2 kere seviyorsan, ben 4 kere aşığım sana. Sen iki adım geliyorsan, ben 4 adım koşarım sana. Sen bir damla gözyaşı dökersen benim için, ben okyanus ağlarım sana. Sen gitme. Orda kal. Şu Dünya'da torunlarıma anlatacağım harika bir aşk hikayem var benim. Tek dileğim ben bunları onlara anlatırken, sen de dinle. Yanımızda otur. Yanımda otur. Yüzümdeki çizgilerin nasıl oluştuğunu sen de gör istiyorum. Bunu çok istiyorum.

2 Şubat 2011 Çarşamba

Ekim'in On Tane Altısı...

Biz seninle birbirimize hangi yemeği, hangi rengi, hangi şarkıyı daha çok sevdiğimizi sorarken o Ekim günü, 13 bin kız, 5 bin erkek çocuğu gözlerini açtı Dünya'ya. Bir ülkede insanlar öldü savaştıkları değerler uğruna, bir ülkede deprem oldu hayatlar yıkıldı. Sen benim kalbimde doğarken o gün, başka bir yerde başka hayatlar söndü ya da yandı kimin umrunda. O gün gözlerinde kaybolmak vardı sadece, öyle de oldu aslında...


O gün miting vardı her zamanki gibi İstiklal'in tam ortasında. İnsanlar bir şeyi kabul ettirmeye çalışıyordu çarpık düzene. Bense bir sonraki cümlemi düşünüyordum sana henüz söylemediğim. Bir kadın randevusuna yetişmek için hızlı adımlar atıyor, ayakkabısının topuğu her seferinde o paket taşların arasına giriyordu. Sen bana beni gördüğün günleri anlatıyordun. Kestaneleri yanmasın diye hızla çeviriyordu adam ve daha fazla satabilmek için sesini yükseltiyordu. Ben kalbim göğsümden fırlayıp yere düşüp seni korkutmasın diye onu tutmaya çalışıyordum. Bir çift sarmaş dolaş yanımızdan geçiyordu sanki bize " sizin olmanız gereken de bu" der gibi. Bense sana bayıldığımı nasıl anlatacağımı düşünüyordum. 


Ve bir vatman her zamanki gibi işini yapıyordu. Bir güvenlik monoton hayatına küfredip radyodan maçı dinliyordu. Bir arkadaş grubu alkolün de etkisiyle kahkahalarla geçti yanımızdan. Etrafımızda bir sürü hayat vardı, bir sürü insan, bir sürü yaşam. Ama biz birbirimize çekiliyorduk. Ben sana sevgilim olman için ne diyeceğimi bulduğumda, sana söylemek için sabırsızlandığımda, bir polis arabası devriye geziyordu caddede.


O akşam parfüm kokun daha fazla üzerime bulaşsın diye kafanı daha sert bastırırken ben göğsüme, kimbilir daha neler oluyordu Dünya'da. Ben daha o saniyeden içinde "Yağmur" geçen binlerce aforizma üfürürken beynimin bir köşesinde, karşında nasıl eridğimi anlama diye spordan, işimden bahsediyordum sana. 


İnsanların hiç bir tanesinin umrumda olmadığı o günü bana yaşattığın için bunca teşekkürüm ve çabam aslında. Sen birden odaya girip ışığı açan ve beni uykumdan yeni uyandırıp gözlerimi kıstıran ebeveyn gibiydin. Göz bebeklerim sana alıştıkça daha fazla açılıyordu. Rahatsızlığı gidiyordu ışığın. Ben sana doğru eriyip dağılırken, merak ediyorum sen ne hissediyordun? Benim gibi titriyor muydu bacakların. Benim gibi kalbin daha hızlı atıyor muydu? Benim gibi düşünyormuydun bilmem kaç milisaniye sonra söyleyeceğin kelimeyi? Beynin allak bullak oldu mu benim gibi? Eve gittiğinden sırıtmaktan uyuyamadın mı sende? Dinlediğin bütün acı dolu aşrkıları silip dans ettin mi o akşam? Bir sonraki görüşmemiz için saydınmı saatleri sen de?